e-devlet dairesi

SECDE KANSERDEN KORUYOR

Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Ulusal Işın Teknolojisi Merkezi’nde yapılan bir bilimsel araştırma, secde etmenin insanı kanserden koruduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmayla ayrıca secdenin hamile kadınlar için de oldukça yararlı olduğunu ve ceninin şekil bozukluğuna uğramasını engellediğini, bunun yanında yine birçok bedensel ve psikolojik hastalıklara iyi geldiği tespit edildi.

Işın Teknolojisi Merkezi Bölümü Başkanı Biyoloji profesörü Muhammed Ziyaeddin Hamid, bu çağda insanların her yönden elektromanyetik dalgalara maruz kaldığını ve bu nedenle daha fazla ışın aldığını belirterek, vücutta biriken bu yükün mutlaka dışarı atılması gerektiğini bildirdi.

Araştırma sonucu vücutta biriken elektromanyetik yükün Allah’a secde ile dışarı boşaltıldığının belirlendiğini dile getiren Mısırlı bilim adamı, bilimsel araştırmaların insan boyunun küçüldükçe elektromanyetik dalgalara uğrama oranının daha da azaldığını gösterdiğini söyledi.

Yedi organin yerle teması enerjiyi boşaltıyor

İnsanın secde halindeyken elektromanyetik dalgalara daha az maruz kaldığını ve alnın yere değmesiyle vücuttaki elektromanyetik yükün dışarıya boşaltıldığını tespit ettiğini kaydeden Profesör Ziyaeddin, secde halinde olan bir insanın yedi organının yerle temas etmesinin boşaltımı hızlandırdığını ve bunun yorgunluk ve bazı hastalıklara iyi geldiğini ifade etti.

Araştırmaların elektrik yükünün vücuttan sağlıklı bir şekilde atılması için secde anında kıbleye dönmek gerektiğini gösterdiğini bildiren Profesör Ziyaeddin, Kabe’nin yeryüzünün merkezi olduğunu ve yeryüzünün merkezine yönelmenin vücuttaki elektrik yükünü dışarı atmak için en uygun pozisyon olduğunu söyledi.

Beş vakit farz namazın vücuttaki elektrik yükünün dışarı atılması için yeterli olduğunu belirten Mısırlı bilim adamı, uyku esnasında vücutta oluşan unsurların sabah namazıyla dışarı atıldığını ve insanın güne sağlıklı ve canlı bir şekilde başladığını kaydetti.

Öğle, ikindi ve akşam namazlarının günün yorgunluğunu ve stresini azalttığını ve insana psikolojik bir rahatlama sağladığını söyleyen Profesör Ziyaeddin, yatsı namazıyla gün boyu vücutta oluşan yükün geri kalanının dışarı atıldığını ve insanın rahat bir şekilde uykuya dalmasının sağlandığını belirtti.

KEY PARASINI ALAMAYANLARA MÜJDE

Konut Edindirme Yardımı’na (KEY) ilişkin hak sahibi listelerinde sadece sosyal güvenlik numaraları ile yer alan SSK’lıların sorunu çözülüyor.

Listelerde sadece sosyal güvenlik numarası ile yer alan 710 bin 289 SSK’lıya, sosyal güvenlik kurumunun ilgili il ve ilçe müdürlüklerinden temin edecekleri kod numaralarına istinaden, yarından itibaren Ziraat Bankası tarafından ödeme yapılabilecek.

Listelerde sadece sosyal güvenlik numarası ile yer alan Emekli Sandığına tabi hak sahiplerinin sorunlarının ise gelecek hafta çözülmesi öngörülüyor.

Emlak Konut GYO Genel Müdürü Feyzullah Yetgin, KEY listelerinde sadece sosyal güvenlik numarası ile yer aldıkları için paralarını alamayan vatandaşlara ilişkin çalışmanın bir bölümünün tamamlandığını bildirdi. Yetkin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile yürütülen ortak çalışma sonucunda, listelerde sadece sosyal güvenlik numarası ile yer alan 710 bin 289 SSK’lının kimliklerinin tanımlamasının yapıldığını, SGK’nın bu kişilere ilişkin listeleri Emlak Konut’a ilettiğini söyledi. Kendilerinin de bu listeyi, ödeme yapmak üzere Ziraat Bankası’na gönderdiğini açıklayan Yetgin, şu bilgiyi verdi:

”KEY listesinde sadece SSK numarası ile yer alan 710 bin 289 kişi, SGK’nın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine başvurarak, kendilerine verilen kod numaralarını alacak. Bu kod numarası ve TC kimlik bilgileri ile Ziraat Bankası’na başvuran hak sahiplerine, KEY paraları yarından itibaren ödenebilecek. Hak sahibi, kendisine verilen kod numarasını şubeye verdiğinde, ilgili memur, bu numara ile vatandaşın gösterdiği kimlik bilgilerini ekranda karşılaştıracak. O kod numarası, kimlik bilgilerini doğruluyorsa, ödeme yapılacak. Bu şekilde sorunu çözülen 710 bin 289 kişiye, toplam 67 milyon YTL KEY parası ödenecek.”

Yetgin, KEY listelerinde sadece Emekli Sandığı numarası ile yer alan hak sahiplerine ilişkin çalışmaların da tamamlanmak üzere olduğunu, muhtemelen gelecek hafta bununla ilgili açıklama yapılacağını söyledi.

Listelerde sadece sosyal güvenlik numarası ile yer alan hak sahipleri, kod numaralarını almak için bizzat başvuracak. Hayatta olmayan hak sahiplerinin varisleri ise yasal belgeler ile başvurabilecek.

Edinilen bilgiye göre, Ziraat Bankası, KEY hesaplarının tasfiyesi kapsamında, şimdiye kadar 4 milyon 411 bin kişiye, toplam 2 milyar 147 milyon YTL ödedi. KEY kapsamında hak sahibi 8,5 milyon kişiye toplam 2,8 milyar YTL ödenecek.

Çok düşük tutarlarda KEY parası alacak vatandaşların büyük bölümünün bunu almadığı, çok sayıda vatandaşın da hak ettiği tutarlara ilişkin itirazda bulunduğu belirtiliyor. İtiraz süresi 28 Ekim’de sona erecek. Sosyal güvenlik kurumlarının, itirazları 2 ay içinde değerlendirip, yeni listeleri 28 Aralık’a kadar Tasfiye Halindeki Emlak Bankası’nın KEY birimine iletmesi gerekiyor.

KEY paraları 5 yıl süreyle ödenebilecek. Bu sürede alınmayan paralar için faiz uygulanmıyor. Süre sonunda alınmayan paralar Hazine’ye devredilecek.

AA

ÇOCUK GELİŞİMİNDE KRİTİK DÖNEMLER

Çocuk bir yaşından sonra, yani yürüme ve konuşma becerisi kazandıktan sonra inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne-babanın dediğinin tersini yapmaktan ve kuralları çiğnemekten zevk alır gibidir. Anne “Yapma!” dedikçe inadına istenmeyen davranışı tekrarlar. İstenmeyen davranışları tekrarlayan bir çocuğun amacı sizi kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Çocuğun niyeti koyduğunuz kuralın veya istemediğiniz davranışın ne kadar önemli olduğunu denemektir. Siz aynı olumsuz davranışa aynı tepkiyi gösterdikçe ve taviz vermedikçe çocuk gerçeği kabullenip sınırları zorlamayacaktır. Çocuk ben merkezci (egosantrik) bir kişiliğe sahiptir. Haz ilkesine göre hareket eder. Herkesin ona hizmet etmesini ve her isteğinin yerine getirilmesini ister. Yoktan anlamaz, isteğinin geri çevrilmesinden veya ertelenmesinden hoşlanmaz. Eğer istediği gerçekte ihtiyacı olan bir şeyse ve temini de mümkün ise anne-baba çocuğu fazla üzmeden ihtiyacını yerine getirmelidir. Çocuktan her şeyi mükemmel yapmasını beklememeli, küçük yanlışlarını görmezden gelmeli, deneme-yanılma yapmasına izin vermeli, başarılı işlerini överek öz güvenini güçlendirmeliyiz. İstediği şeyin para ve zaman yönünden temini zor ve çocuk için de bu şey gereksiz ise sebebini “İstediğin şeye yetecek kadar paramız yok!” veya “Gecenin bu saatinde bakkal kapalı olduğu için istediğin şeyi alamam!” gibi açıklama yaparak istediği şeyi temin edemeyeceğinizi anlatmanız gerekir. Buna rağmen isteğinin yerine getirilmesi için küser, ağlar, tepinir ve avazının çıktığı kadar bağırabilir. Anne-baba oyuna gelip onu susturmak için isteğini yerine getirdiği zaman çocuk ağlayarak veya tepinerek isteğine kavuşmayı öğrenir ve bunu kullanmaya başlar. Kimi anne-babalar çocuğun isteklerine ve davranışlarına sınır koymayı “baskı ile büyütme” olarak algılamakta, “Çocuğum benim gibi baskı altında büyümesin!” diye her isteğini yerine getirmekte, her yaramazlığına katlanmakta, farkında olmadan kural tanımayan şımarık ve zorba bir çocuk yetiştirmektedir. İsteklerine sınır konmayan, aile ve toplum kurallarına alıştırılmayan çocuklar dinin emir ve yasaklarını anlamakta ve uymakta güçlük çekerler. İkinci Kritik Dönem 2,5 Yaş Bu dönemde çocuk kas, kemik ve sinir sistemi yönünden yani fizyolojik olarak hızlı bir gelişme gösterdiğinden uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye “hayır” diyen isyancı bir kişilik sergiler. Psikolojik yönden de “bağımsızlık çabası” içindedir. Yardım istemez, her şeyi kendi başına yapmak ister; ancak anne ve babaya ihtiyacı olduğunun da farkındadır. Bu yüzden farklı kutuplar arasında gidip gelir. Aşırı hareketlilikten ani bir tembelliğe, ataklıktan utangaçlığa, sahiplenme duygusundan aldırmazlığa, inatçılıktan uysallığa, açlık çığlıklarından iştahsızlığa, tuvalete zor yetişmekten idrarını tutmaya kadar varan dengesizlikler gösterir. Bu dönemde anne ile çocuk arasında en sık çatışmalar tuvalet ve temizlik konusunda yaşanır. Anne-babanın yapacağı en iyi şey bir seneden fazla sürmeyecek olan bu dönemde çocuktan sevgisini esirgememek ve sabretmektir. Üçüncü Kritik Dönem 4 Yaş Çocuk gelişiminde ilk beş yıl denge ve dengesizliklerin art arda geldiği yaşlardır. Dört yaşındaki çocuk, üç yaşındaki o uyumlu ve geçimli kişiliğini bırakır, yeniden bir dengesizlik ve uyumsuzluk içine girer. Her yönüyle aşırılık içinde bulunur. Ölçüyü kaçırma onun en belirgin özelliğidir. Bu dönemde çocuk kendi başına buyruk, kafasına estiği gibi hareket eden, sağda solda dolaşan, çok konuşan, durmadan soru soran ancak cevabını dinleme sabrı göstermeyen, başladığı işi yarım bırakan maymun iştahlı bir çocuktur. Bununla beraber 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değildir. Oturmaktan ve beklemekten hoşlanmaz. Bedensel ve zihinsel etkinlik ihtiyacı tüm davranışlarına yansır. Tam olarak ne istediğini bilmez, sık karar değiştirir, bir eylemden diğerine geçer. Anne ve babayla sürtüşmeye girmesinin, söz dinlemeyişinin, söylenenin tersini yapmasının sebebi saygısızlıktan değil, bağımsız bir kişilik kazanma çabasından ileri gelmektedir. Arkadaşlık yapmayı, grup oyunlarına katılmayı sever, ancak kabalık ve sakınmazlık özelliğinden dolayı arkadaşlarıyla kolayca kavgaya tutuşabilir. Başkalarının duygu ve isteklerini hiçe sayar, aklına geleni yapar ve söyler. Dördüncü Kritik Dönem 6 Yaş Bu dönemde inatçı ve olumsuz davranışlarıyla sanki 2,5 yaş çocuğu geri gelmiş gibidir. Anne-babalar 5 yaşındaki o uyumlu ve uzlaşmacı çocuğun nasıl olup da böyle zıt bir kişilik sergilediğine anlam veremezler. “Bu çocuğa ne oldu, birden huyu çok değişti?” derler. Altı yaş çocuğu değişmekte olan bir çocuktur. Buna karşın tembel ve kararsız bir görünüm verir. Ne olmak ve ne yapmak istediği konusunda kararsızdır. Anne-babasıyla ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde uyumluluk-uyumsuzluk, geçimlilik-geçimsizlik, olumluluk-olumsuzluk arasında gidip gelir. Bu haliyle sanki iki kutuplu bir kişilik sergilemektedir. Beş dakika önce annesini sevdiğini söyler, ancak beş dakika sonra, basit bir sebeple, annesinin yüzüne karşı ondan nefret ettiğini söyleyebilir. Bir geçiş dönemi yaşayan altı yaş çocuğunda psikolojik değişikliklerin yanı sıra dikkat çekici fiziksel değişiklikler de görülür. Süt dişleri dökülür, ilk azı dişi çıkmaya başlar. Kulak-burun-boğaz hastalıklarına, özellikle orta kulak iltihabına, sık yakalanır. Okula başlaması ile birlikte sosyalleşme becerisi gelişme gösterir. Daha çok arkadaşla ilişki kurar. Anne-babanın dışında yetişkin olarak öğretmeniyle tanışır, bilgisinden dolayı ona hayranlık duyar. Böylece aileye bağımlı çocuğun yerini, bağımsız ve sosyal çocuk almaya başlar. Beşinci Kritik Dönem 12-13 Yaş (Ön Ergenlik) İlköğretim yıllarında ailesiyle ilişkileri uyum içinde olan çocukların ergenliğe geçişte davranışlarında ve ilişkilerinde belirgin değişmeler görülmesi anne-babaları şaşırtır. Çünkü anne-babalar çocuk büyüdükçe daha akıllanır, daha az problem çıkarır zannederler. Her şeyin yolunda gittiğini sandıkları bir dönemde birden bire ortaya çıkan huysuzluklara, itirazlara, alınganlıklara ve sebepsiz öfkelere bir anlam veremezler. Her şeye itiraz eden, hiçbir şeyi beğenmeyen, eve dilediği zaman girip çıkan, derslerini aksatan, en küçük uyarılara sert tepki gösteren genç karşısında anne-babanın sabretmesi pek zordur. Çünkü bu hızlı değişmenin ergenlik belirtileri olduğunu bilmezler. Çocuğun kötü arkadaş kurbanı olduğunu, kendilerinden uzaklaştığını, nankörlük yaptığını düşünürler. Nasihatler ve uyarılar bir işe yaramadığı için anne-baba sertleşmeye başlar. Karşılıklı suçlamalar ve bağrışmalar ilişkileri zora sokar. Anne-baba sabrettiği, çocuğu adam yerine koyup dinlediği, çocuğun her türlü duygusunu dile getirmesine izin verdiği ve onu sevdiğini her vesile ile belli ettiği taktirde diğer kritik yaşlarda olduğu gibi, gel-gitlerle dolu ön ergenlik dönemi de bir-iki sene içinde geçecek, çocuğunuz eski uyumlu ve geçimli çocuk olarak size geri dönecektir.

YOLUMUZDAKİ ENGELLER

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye başlamış beklemeye.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmişler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

Sonunda bir köylü çıkagelmiş. Saraya meyve ve sebze getiriyormuş. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılmış ve ıkına sıkına itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kalmış ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereymiş ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış ki bir de ne görsün, kese altın doluydu. Bir de kralın notu varmış içinde.

“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral.

Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti.

“Her engel, hayat şartlarımızı daha iyileştirecek bir fırsattır

MEYVE SUYUYLA İLAÇ KULLANMAYIN

Kanadalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, portakal, greyfurt ve elma suyu ile içilen kanser, kalp damar, yüksek tansiyon ilaçları ile bazı antibiyotiklerin etkisinin büyük oranda azalabileceğini gösterdi.
Uzmanlar, önce meyve sularının etkilerini alerji ilacı kullanan sağlıklı bir grup üzerinde araştırdı.
Katılımcıların bazıları feksofenadin ilacını suyla diğerleriyse greyfurt suyu ile aldı.
Greyfurt suyu ile alınan ilaç yarı dozda, suyla alınan ilaçsa tamamen vücut tarafından emildi.
Yapılan klinik deney greyfurtta bulunan narinjin maddesinin bu ilaçların vücut tarafından emilmesini engellediğini, ayrıca greyfurt suyunun kolesterol ilaçları gibi ilaçların emilmesini sağlayan enzimi engelleyerek etkiyi azalttığını ve hatta ilacı zehirli hale getirebileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, kanser, kalp-damar hastalıkları, enfeksiyonlar ve organ naklinin ardından vücudun organı reddetmemesi için alınan ilaçlarla bu meyve sularının içilmemesi gerektiğini vurguladılar.

BEBEĞİNİZE MASAJ YAPARAK ONU RAHATLATIN

İSTANBUL(CİHAN)- Bebek masajı, anne ve bebeğin birbirleri ile tanışıp ilişkiyi başlatma ve geliştirmesi için önemli bir role sahip. Dolayısı ile bebek masajını yalnız fiziksel yararları olan fiziksel bir terapi olarak düşünmemek gerekiyor. Masaj sırasında iletişimin 5 boyutu ile birlikte (görme, dokunma, koklama, duyma ve tat alma) 6. boyut olarak hareketler de devreye giriyor. Bu sırada ten teması ile sağlanan sözsüz iletişim de ilişkinin niteliğinde büyük önem taşıyor.

VKV Amerikan Hastanesi Ortopedi Bölümü’nden Fizyoterapist İmran Erkanat, annenin bebeği ile göz teması kurarak bebeğinin ayak parmaklarına dokunması; bunu yaparken yumuşak bir sesle ne yaptığını bebeğine anlatması, vücudunun dokunduğu bölgelerin adı ile birlikte, bebeğini rahatlatacak “gevşe”, “rahatla” gibi sözler
söylemesinin bebeği yalnız fiziksel olarak değil; ruhsal olarak da rahatlattığını söylüyor.

Masaj sayesinde anne bebek arasındaki kurulan yakın ilişkinin yanı sıra bebek, vücudunun bölümlerini önce ayrı ayrı farkeder, sonra da vücüdunu bütün olarak gevşemiş bir şekilde algılar. İlk yapıldığında alışkın olmadığından bebek ağlayarak tepki gösterirse masajın bırakılması gerekir ancak zamanla masaj bebek için keyifli hale gelir.

Masaj boyunca bebeği hazırlamak için küçük bir ön hazırlık gerekir. Yeni doğmuş bebeklerde dikkat süresi yaklaşık olarak 15 dakika civarındır. Bu süreyi düşünerek her hareket bir ya da iki kere tekrarla yapılabilir ancak bebek masaja alıştıkça ve büyüdükçe bebeğinizin toleransına göre masaj süresini artırabilirsiniz. Masaj yaparken
amacınızın bebeğinizle birlikte iletişim kurmak, rahatlamak ve eğlenmek olduğunu daima hatırlayın. Bebeğiniz, karnı doyduktan 1 saat sonra masaj için daha keyifli ve dinamik olacaktır.

Masaj yaparken dikkat edilecek noktalar

15 dakika süreyle rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda olduğunuzdan emin olun. Rahat bir ortam yaratmak ve ikinizi de gevşetmek için hafif bir müzik çalın. Odanın ılık olmasına ve masaj süresince de böyle kalmasına özen gösterin. Bebeğinizi yatıracağınız yumuşak bir yüzey hazırlayın. Bebek masajını en güvenli yerde yapabilirsiniz. Masaj süresince gerekebileceğinden, temiz bir alt bezi ve yumuşak bir havluyu masaj yaptığınız yerde hazır bulundurmalısınız. Yumuşak formüllü bir bebek yağı kullanılırsa, masaj sırasında sürtünme nedeniyle bebeğin derisi zedelenmez. Herhangi bir lezyon oluşursa masaja ara verin. Bebeğinizin vücudunda ellerinizin rahat hareket etmesini sağlayacak miktarda bebe yağını ellerinize sürün. Masaja hafif dokunuşlarla başlayın, kendinizi güvende hissettikçe ve bebeğiniz masaja alıştıkça, uyguladığınız basıncı yavaşça artırın. Bebeğiniz bazen yorgun olabilir ve her türlü dış uyarı ona fazla gelebilir. Bu durumda dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bırakın biraz
dinlensin. Uyandıktan sonra masaj yapmayı tekrar deneyin.

Bebeğinizin daha da rahatlamasını sağlamak için, onun dikkatini bedeninin bir noktasına toplamasını sağlayın ve ona nasıl davranacağını öğretin. Örneğin bir kolunu tutun. Kolu hafifçe sallarken ona “rahatla” deyin ve gülümseyin. Bu, bebeğin dikkatini kendi vücudu üzerinde yoğunlaştırmasını ve rahatlamasını sağlar. Bu ruh halindeyken de dokunuşlarınızdaki olumlu mesajları daha kolay anlar. Bebeğinize en iyi masajı o tamamen çıplakken yaparsınız, özellikle banyo yaptırdıktan sonra…
Bebeğin cildini, özellikle de bezli bölgeyi temizleyin. Bebek kendini savunmasız hissedebileceği için alt bezini hemen çıkartmayın. Bebeği soyduktan sonra, çişini ya da kakasını yapma ihtimaline karşı, altına bir bez yayın. Eğer bebek altını kirletirse, alt temizliğini yaptıktan sonra masaja devam edin.

Bebek Masajı nasıl yapılır?

Yüz Masajı: Bebeğinizin yüzü meme emme, diş çıkarma, ağlama ve çevresinde durmadan büyüyen dünya ile karşı karşıya kalmaktan dolayı sürekli ve büyük bir stres altında kalır. Parmaklarınızı bebeğin alnının ortasına koyun ve şakaklara, oradan da yanaklara doğru masaj yapın. Daha sonra başparmaklarınızla bebeğinizin göz
kapaklarını şakaklara doğru hafifçe ovun. Yine başparmaklarınızla bebeğin burnunu yanaklara doğru hafifçe bastırarak ovun. Daha sonra çeneden kulak arkalarına doğru hafifçe masaj yapın.

Kol Masajı: Bebeğinizin kolunu kaldırın, omuzdan bileğe doğru önce bir elinizle, sonra da ötekiyle sıvazlayarak masaj yapın. Bu yöntemin adı “Hint Masajı Tekniği”dir. Hint Tekniğini uyguladığınızda ovma işlemini bilekte bitirmeyip ellere kadar da uygulayabilirsiniz. Aynı hareketi bu kez de bilekten omuza doğru tekrarlayın. Ters yönde
yapılan bu masaja da “İsveç Tekniği” denir. Bebekler el masajına bayılır. Bebeğin elini açın, her parmağını sırayla ovun. Elinin üstünü ve avucunun içini parmaklara doğru aşağı yukarı ovun. Tüm bunları tamamladıktan sonra avuç içlerinizle kollarını yukarıdan aşağı doğru yuvarlayarak hafifçe ovuşturun. Son olarak, bebeğinizin kolunu
avuçlarınızın içine alarak, içe doğru dairesel şekilde sıvazlayın.

Karın Masajı: Karın masajı aynı zamanda bebeğinizin sindirimine, gaz çıkarmasına ve kabızlığın iyileşmesine de yardımcı olur. Kolik bebeklerde karın ağrısının giderilmesine yardımcı olabilir. Karın masajına “su çarkı” denilen eğlenceli bir teknikle başlayabilirsiniz. Ellerinizi kendinize doğru kum çeker gibi bebeğin karnından
bacaklarına doğru hareket ettirin. Bebeğin bacaklarını havaya kaldırın, dizlerden bükerek hafifçe karına doğru bastırın. Bu bebeğin karın kaslarının gevşemesini sağlayacaktır.Bebeğinizin bacaklarını bileklerinden kavrayarak sol elinizle tutun. Bir önceki hareketleri sadece sağ elinizi kullanarak yapın. Bu mideyi rahatlatacak ve masajın daha derinlere etkili olmasını sağlayacaktır. Karın masajını, parmaklarınızın ucunu bebeğin göbeğinde soldan sağa doğru yürüterek tamamlayın. Bu hareket bebeğin gazının çıkartılmasına yardımcı olur.

Bacak Masajı: Bacak masajı kollara uygulanan masaja çok benzer. Bacağı her iki elinizle yukarı kaldırarak tutun ve ellerinizi birbirine ters yönlerde çevirerek bacağını ovun, kalçadan bileğe doğru ellerinizin bu hareketini sürdürün. Aynı hareketi bilekten kalçaya doğru tekrarlayın. Kollara uyguladığınız burma yöntemini ellerinizi aşağı
yukarı hareket ettirerek bebeğin bacağına da uygulayabilirsiniz. Başparmağınızla topuktan başlayarak, parmaklara doğru ayak tabanını ve ayak parmaklarının her birini teker teker ovun.

Sırt Masajı: Birçok anne-baba bebek masajını bebeğin sırtını ovarak bitirmekten hoşlanır. Bebeği bir yastığın ya da battaniyenin üzerine yüzüstü yatırın. Bunu yaparken ellerinizin yağlı olduğunu ve bebeğinizin kayabileceğini unutmadan, dikkatlice hareket edin. Ellerinizi bebeğin sırtında yanlamasına ileri geri hareket ettirerek
masaja başlayın. Bunu yaparken ellerinizi yavaşça sırtta aşağı ve sonra yukarı doğru kaydırın. Her iki elinizi boyuna yakın bir şekilde sırtın ortasında tutun. Omurgaya dik açı oluşturacak şekilde, ellerinizle sürtme hareketi yaparak, boyundan kalçaya doğru hafif hafif kaydırarak tüm sırtını sıvazlayın. Daha sonra sırtında parmaklarınızın uçlarıyla küçük daireler çizin. Masajı tamamlamak için bebeğin sırtını boyundan aşağı doğru yavaşça okşayın. Böylece bebek o günkü masajın bittiğini anlayacaktır.

KANUNİNİN BÜYÜK SIRRI

Kanunî’nin büyük sırrını taşıyan sandık

Kanuni Sultan Süleyman, gadre uğramış büyüklerimizden. Yok kapitülasyonları başımıza bela etti, yok Hürrem Sultan’ın bir dediğini iki etmedi, yok Osmanlı Devleti’nin çöküş tohumlarını attı… “Zirvedeki cüce” diyenleri mi isterseniz, yoksa Türkleri cepheden cepheye sürerek onları tüketti diyenleri mi.
Ne var ki, giderek daha iyi anlıyoruz ki, Kanuni’nin yüzü kalın bir balçık tabakasıyla örtülmüş ve altındaki suret, tanınmaz bir hale getirilmiş.

Tarihçilerin bu “muhteşem” yüzü ortaya çıkarabilmeleri için muhtemelen on yıllar gerekiyor. Çünkü hangi boyuttan yaklaşırsanız yaklaşın etkileyici bir kişilik Kanuni. Yalnız fetih ve seferlerini anlatmak bile bir milletin başını döndürmeye yetebilir. Öbür yandan Divan edebiyatının en fazla gazel yazan şairi unvanını açık farkla elinde bulunduruyor. Süleymaniye’sinden Mağlova Kemeri’ne kadar yüzlerce eseri coğrafyamıza gülümsüyor. Çağının en şık giyinenlerinden, yani Osmanlı modasının başını çekenlerden biri. Mücevherlere merakı had safhada. Ama aynı zamanda yetiştirip Osmanlı sahasına sürdüğü müthiş takımın arkasındaki teknik direktör olarak da takdire şayan bir kişilik.

Avrupalılar ona “Muhteşem” (Magnificient) diyedursun, biz onun kanun adamı tarafına önem vermişiz. Hatta ünlü tarihçi Fernand Braudel’in kitabında geçen bir bilgiye göre İngiltere sarayından bir hukukçu heyeti, Kanuni döneminde İstanbul’a gelip Osmanlı hukuk sistemini incelemişler. Nitekim bugün İngiltere’nin hukuk sistemi de Osmanlı’da olduğu gibi “kazuistik”tir. ABD Senatosu’nda dünyadaki büyük kanun yapıcıların isimlerinin yazılı olduğu salonda Kanuni’nin isminin de yer alması neden ilgimizi çekmez bilmiyorum.

Bütün bu ihtişamı içinde Kanuni’nin bir de görünmeyen kişiliği vardır ki, genelde gözden kaçırılır. İç dünyası, derindi ve devrinde ancak onu en yakından tanıyanların şahit olduğu bir güzellikler sahnesiydi. O renkli sahneden üç tablo ile Ramazan’a girmeye ne dersiniz?

Kanuni, son seferi olan Zigetvar’a gitmek üzere yola çıkmadan önce oğlu Selim’e anlamlı bir mektup bıraktı. Sanki öleceğini sezmiş gibi -zira sefere çıkacağı sırada ağır hastaydı- eline kalemi almış, oğluna şu vasiyeti yazıyordu:

“Benim candan sevgili iki gözüm nuru Selim Han’ım. Bu iki bazubendi ve bir cevherî al sanduğu vakf eylemişimdir, iki cihan fahri Muhammed Mustafa’nın ruhuna sana vasiyet ederim: Bunları satub Cidde-i mamureye su getiresin, oğulluk edip bu vasiyeti yerine getiresiz. Cümle ağalar kim saraydadır ve cümle oda oğlanları şahiddir, sen benim yazım bilirsin, bu esbâb fahr-i âlemindir, benim değildir. Göreyim nice yerine korsız. Dünya kimseye payidar değildir. Ümmidimdir ki, bahasıyla satasız. Hak Teala bu seferi mübarek idüb gönül hoşluğuyla gelmek müyesser ede. Habibi hürmetine aleyhisselam.”

Oğluna mücevherle dolu bir sandık ve iki bazubent (kolçak) bırakıyor, bunları sat ve Cidde şehrine su getir, diye vasiyet ediyor. Dikkat edin, hazineden değil, kendi biriktirdiği paradan yaptırıyor hacıların su ihtiyacını karşılayacak su yolunu. Bu bir.

İkincisi, Kanuni, vefatından kısa bir süre önce Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye Zigetvar’dan yazdığı bir mektupta ahret kardeşi olarak nitelediği ve hürmet gösterdiği bir alimden dualarında kendisini unutmamasını isteyecek kadar da derin bir dünyaya sahiptir. Mektubun metni şöyledir:

“Halde haldaşım, sinde sindaşım, ahiret karındaşım, tarik-i Hak’ta yoldaşım Molla Ebussuud Hazretleri dua-i bi-hadd iblağından sonra: Nedir haliniz? Ve nicedir mizac-ı lâzımü’l-imtizâcınız? Sıhhatte ve afiyette misiniz? Hazret-i Hakk hizane-i hafiyesinden [gizli hazinelerinden] kemal-i kuvvet ve selamet eyliye. Bimennihi lütuflarından niyaz olunur ki, evkat-ı müteberrikede [mübarek vakitlerde] bu muhlislerini kalb-i şeriflerinden ihrac ve iz’ac etmiyeler. Ola ki küffâr-ı hakisar münhezim ve mükedder ve asakir-i İslam umumen mansur ve muzaffer olup rızaullahu tealaya muvafık-ı amel ola.”

Nihayet yandaki minyatürde tabutunun önünde götürüldüğünü gördüğümüz o sır dolu sandık. Kanuni, bu sandıkla beraber gömülmeyi vasiyet etmiştir. Oysa İslamiyet’te böyle bir uygulama yoktur. Ebussuud Efendi merak eder hepimiz gibi. Açtırır sandığı. Bir de ne görsün? Sağlığında yapacağı işler için Şeyhülislam’dan aldığı fetvalar durmuyor mudur içinde! Bunun üzerine Ebussuud Efendi’nin ağladığı ve, “Ey Süleyman, sen kendini kurtardın, bakalım ben nasıl kendimi kurtaracağım?” dediği rivayet olunur.

Kanuni, aynı zamanda Kâbe-i Muazzama’nın en gayretli hizmetkârlarından birisi olmuştur. Mekke ve Medine’ye yaptığı hizmetler bakımından babası Yavuz ve torunlarından II. Abdülhamid ile kıyaslanabilecek olan Kanuni, gerek Harem-i Şerif’e, gerekse Peygamber Efendimiz’in (sas) türbesi etrafında yaptırılan camiye mermerden birer sanat eseri minber göndermiş, Harem-i Şerif’e iki yeni minare ilave ettirmiş, Peygamber Efendimiz’in doğduğu Hz. Âmine’nin evini yeni baştan inşa ettirmiş, Ayn-ı Zübeyde suyunu Mekke’ye akıtmış ve bu iş için kendi cebinden tam 100 bin altın sarf etmiştir. Ayrıca Mekke’de bir medrese yaptırdığını, eşi Hürrem Sultan’ın da aynı şehirde bir imaret inşa ettirdiğini biliyoruz.

Kaynaklar, ihtiyarlığında Allah’tan şehit olarak ölmeyi temenni ettiğini yazıyor. Zigetvar’da işte bu duasının kabul olunduğu söylenir. 71 yaşında üstelik hasta hasta yola çıkmasının bir sebebi de, yatakta değil, cihadda ölmek istemesi olamaz mı?

“Köylü milletin efendisidir” sözü Kanuni’nindir

Genellikle hatalı bir şekilde Atatürk’e ait olduğu zannedilen “Köylü milletin efendisidir” vecizesi aslında Kanuni Sultan Süleyman’a aittir. Bir gün mahremleriyle görüşürken onlara “Velinimet-i âlem [dünyanın efendisi] kimdir?” diye sormuş. Onlar “Padişah efendimizdir” diye cevap verince Kanuni, “Hayır, dünyanın efendisi reâyadır ki, ziraat ve harâset [çiftçilik] emrinde huzur ve rahatı terk ile iktisab ettikleri nimetle bizleri it’âm ederler” demiştir. Gördüğünüz gibi tek fark, Kanuni’nin daha evrensel bir tanımlama yapmasındadır.

m.armagan@zaman.com.tr

Zaman-Pazar

CEBİT BİLİŞİM FUARI

CEBİT FUARI’NDA ‘YENİLER’

b>Saniyede 60 fotoğraf

Japon elektronik şirketi Casio, bugüne kadar görülmeyen yüksek performans ve fotoğraf çekme fonksiyonuna sahip modeli EX-F1′i IFA’da duyurdu. Çok hızlı fotoğraf çekebilen makineyle, hızlı konular ve anlar yakalanabiliyor. Yeni model, gözün bile göremeyeceği ayrıntıları yakalayabilme özelliğine sahip. 6 megapiksel çözünürlüğü ve 12 x optik zoom’u bulunan makine, yüksek hızda video kaydı özelliğine de sahip. Saniyede 60 kare fotoğraf çekebiliyor.

Notebooklar için kablosuz hoparlör

Bilgisayar aksesuarları üreticisi Logitech, dizüstü bilgisayarlar için kablosuz hoparlör üretti. Z-500 Wireless Notebook Speaker’la bilgisayarlarda kablosuz müzik dinlemek mümkün hale gelecek. Yeni hoparlörde, yüksek performanslı kablosuz teknoloji kullanılıyor. Z-500 hoparlör akustik sürücüleri sayesinde, PC ve Mac bilgisayarlarda da dengeli bir ses çıkışı sağlıyor. Z-500 ile müzik dinlemek için kablosuz USB dongle’ın (parçasını) kullanılması gerekiyor. Hoparlörün pil ömrü 12 saat.

Bütün cihazları kontrol eden kumanda

One For All firması ailelere yönelik kauçuktan yapılmış uzaktan kumanda modellerini tanıttı. Kumanda, hem tuşlarla hem de darbe korumalı olarak kullanılabiliyor. Kumandanın Protecto TV, Protecto 2 ve Protecto 4 şeklinde üç modeli bulunuyor. Bu modeller, televizyon, DVD oynatıcısı, uydu alıcısı ve set top kutularının da içinde bulunduğu dört tane cihazda aynı anda kullanılabiliyor. Tek bir tuşa basarak birçok cihazın aynı anda birçok fonksiyonunu çalıştırabiliyor. Macro özelliği bulunan kumandada arkadan aydınlatma tuşları bulunuyor.

E-kâğıt, görüntüyü sınırsız saklıyor

Delta Electronics yüksek performanslı olan ve e-kâğıt olarak bilinen elektronik kağıdını tanıttı. E-kâğıt Bridgestone Corporation QR-LPD (likit güç gösterimine hızlı cevap veren) teknolojiyle üretildi. Yeni teknolojiyle geleneksel gösterimlerde kullanılan enerjinin miktarı azalacak. Elektronik kâğıt, geleneksel mürekkebin kâğıt üzerindeki görüntüsü olan gazete, kitap ve dergi gibi ürünlerin görüntülerini taklit edecek şekilde tasarlandı. E-kağıdın sağladığı görüntü normal basılı kağıdın özelliklerine ve elektrik kullanmadan sınırsız saklama kapasitesine sahip. Bu arada dizüstü bilgisayarların daha ucuz, küçük ve daha düşük özellikli modelleri olan netbook’lar bu yıl IFA’nın gözdelerinden oldu. Fujitsu Siemens Amilo Mini netbook da tanıtıldı. Amilo Mini küçük ve hafif, 9 inç ekrana sahip. 1.6 MegaHertz işlemcisi bulunan modelin birkaç farklı konfigürasyonu olacak. Hard disk sürücüsü depolama alanı 30 Gigabyte’dan 80 Gigabyte’a kadar değişecek. 1 Gigabyte hafızaya sahip olacak ve Windows HP Home işletim sistemi bulunacak olan ürünün Avrupa’da eylül ayında piyasaya sunulması planlanıyor.

YURTKUR BAŞVURU SONUÇLARI

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna (YURTKUR) bağlı yurtlarda barınmak isteyen öğrencilerin başvuru sonuçları ilan edildi.

YURTKUR YURT SONUÇLARI İÇİN TIKLAYIN

2008-ÖSS’ye girerek bir yükseköğretim programına yerleşen hazırlık, 1. sınıf öğrencileri ile ara sınıf öğrencilerinin YURTKUR’a bağlı yurtlarda barınmak için yaptıkları başvuruların sonuçları kurumun ”www.kyk.gov.tr” internet adresinden öğrenilebiliyor.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtları Kurumundan yapılan açıklamaya göre, yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 1-12 Eylül tarihleri arasında yapılacak. Asıl listeden kayıt yaptıramayan öğrencilerin yerine yedek listeden öğrenci alımına 15-19 Eylül tarihinden itibaren başlanacak.

Açıklamada, 2008-2009 öğretim döneminde kurum yurtlarında barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen yüksek lisans, doktora, ön kayıt, ve özel yetenek sınavı ile yükseköğretim programlarına girecek öğrencilerin ve dikey geçiş sınavı ile bir yükseköğretim programına yerleşen öğrencilerin başvurularının ise 22 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında kurumun internet sitesinden kabul edileceği duyuruldu.

RAMAZAN COŞKUSU

Ramazan’ın ilk günüyle birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nuranî bir hava ile dolup taşar.

Selman-ı Farisi Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem Şaban ayının son gününde bize okuduğu bir hutbede şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.

Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.

Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı.

Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.

Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.

Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.

Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü’minlerin rızkını arttıracak aydır.

Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.

Ashab-ı Kiramdan bazıları, “Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.

Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.

Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.

Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah’tan mağfiret dilemenizdir.

Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah’tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allah’a sığınmaktır.

Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (et-Tergib ve’t-Terhib, 2:94-95)

Ulvî âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü’minlerin çevresini sarar; rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirirler.

Mukaddes kelâmın nâzil oluşunun yıldönümü olan Ramazan ayını, mü’minlerle birlikte cinler, melekler; ve ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam bir bayram havası yaşanır.

Bu ayın Cenab-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz, Kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder.

Başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.

Mü’minler, İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirirler. Rablerine olan kulluk derecelerini gösterir, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek, tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler, tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi, pek çok nimete de kavuşurlar.